Yusuf ÖNAL
''Sözün en güzeli en doğru olanıdır.'' Hz. Muhammed (sav)
Yusuf ÖNAL , mailcantr@gmail.com , aşk , Bilgisayar , Din , Eğitim , Ekonomi , Facebook , Felsefe , Twitter , Film , Kitap , Klip , Mevlana , Psikoloji , Şiir , Sinema , Siyaset , Sosyal Medya , Toplum , Allah , Gül , Kalp
''Sözün en güzeli en doğru olanıdır.'' Hz. Muhammed (sav)
7 Mar
Orduda görev yapan erden generale kadar olan herkese Asker denir.
Askerlik mükellefiyeti altına giren erbaş ve erlerle özel kanunlarla Türk Silahlı Kuvvetleriˊne intisab eden ve resmi bir kıyafet taşıyan şahıslardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, askeri böyle tarif etmektedir. Kelimenin aslı Arapça olup, yazılışı eskrˊdir. Bilahare dilimize asker olarak yerleşmiş ve ordu deyimi ile birlikte öz malımız olmuştur.
Asker (eskr) kelimesi; mensuplarından beklediği hasletleri ifade etmekte olup, herbir harfin kapsadığı anlam aşağıdaki gibidir:
a. Kelimenin ilk harfi olan “E” Ulviyet-i ruhiye anlamını taşır. Bu deyim herşeyden önce askerin yüksek bir ruh yapısına malik olduğunu ifade eder. Bu ruhi yapıyı kazandıran kaynak, kendini aynı gayeye adamış, kalpleri heyecanla çarpan kişilerin toplandığı asker ocağıdır.
Bu ocakta bütün ruhlar temizlenir, geliştirilir, yükseltilir ve yüceltilir.
Şan, şeref, namus, haysiyet, vatan, millet ve hürriyet gibi yüksek duygularla yoğrularak bütünleştirilir. Bu yolda hayatı ve ölümü bile hiçe sayan bu ruh yüksekliği, bütün insanlarla ilgili iyi niteliklerin koruyucusu olarak örnek insanı meydana getirir.
b. Kelimedeki “S” harfinin ifade ettiği anlam ise selamet-i fikriyedir.
Bu deyim doğru ve salim bir fikre sahib olmak anlamını taşır. Bir asker için doğruluk ve mertlik esastır.
c. Asker kelimesindeki “K” harfi ise, keramet-i tabiyedir. Bu deyim, taktik buluculuk ve seziş anlamına gelir.
İlmi esaslara dayanan, buluculuğu ve insiyatifi esas alan Askerlik sanatı en açık ifadesini tabiye (taktik ve strateji) kaidelerini en iyi şekilde bilmek ve uygulamakla kendisini gösterir.
Asker her türlü hal ve şartlar içerisinde kendisini gerekli olan duruma; buluculuğu, sezişi ve taktik mahareti ile en iyi biçimde uydurmasını bilen kimsedir. Başka bir deyimle önceden görüş maharetine tabiye (taktik) kabiliyeti ile ulaşmış olur.
d. Asker kelimesinin son harfi olan “R” harfi, riyazat-ı bedeniyye (vücut dayanıklılığı) demektir. Asker, ruhi gelişmesi ile birlikte vücutça da gelişmek mecburiyetindedir.Askerin vücut yapısı, her türlü tabiat şartlarına, yokluk ve zorluklara alışmış olmalıdır.
Asker kelimesinde dile getirilmiş olan üstün vasıflar, esas itibariyle, dünyaya ün salmış bulunan Türk askerinin damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
6 Mar
6 Mar

Tek istediğim ne biliyor musun? Karşılaştıktan 1-2 adım sonra arkama baktığımda sende bakıyor ol. Bukadarcık.. Daha büyük bir mucizede beklemiyorum. Sonra yine ben yatağıma uzanır, doyasıya ağlarım. Bakışlarım dışında şahidim de olmaz!
6 Mar
Bizleri toplum pişiriyor. Fanusa konulmuş bir balığın hafızası 7 saniye , gelişimide doğanın döngüselliğinde. “Sudan çıkmış balık gibi” deyimi boşuna kullanılmamış vesselam. Cemiyet bizi büyütüyor, şekillendiriyor, kişiliğimizin ve kararlarımınızın oluşumunda en büyük etkiye sahip oluyor. Bazılarımız marjinal tavırlar içinde “çevre benim umrumda diilll” diye çemkiriyor. Umrunda olmayabilir vatandaş, bak vatandaş diyorum sana, umrunda olmadan umrunu biçimlendiriyor. Umrunda değil madem neden dile getiriyorsun? Demek ki umrunda ve aksini insanlara kanıtlamaya çalışıyorsun.
Bunca insan yalnızken, neden bunca insan yalnız?
Bütün özlü sözlerimizde bile topluluğu katıyoruz. Güzel bir cemiyet olsun ki, hamlığımızda, güzelce pişelim, olalım!
Flört bizim için söylüyor; Cemiyette Pişiyoruz.
6 Mar
Bir papatya tarlası düşün.. İlkbahar ayı..
Ve sen, onun yanından geçen yolda yürüyorsun…
Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çeker..
Binlercesinden birisidir ama sen, onun yanına gidersin..
Onda seni çeken bir seyler vardır..
O papatyayı olduğu yerden koparırsın..
Sadece senin olsun istersin, sadece senin..
Öleceğini düşünmeden..
Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsundur..
Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker..
Yaklaşırsın, yanına gidersin o papatyanın..
Gözlerin başkasını görmez olur o an..
Onun için herşeyi yapmak istersin…
Dokunmak istersin.. Dokunamazsın, orda, onunla ölmek istersin..
Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..
Dayanamazsın onun kokusuna.. Unutturur herşeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin..
O papatya orda kalmıştır, yüreğinin bir kenarında.. Paylaşılmamıştır bi çok şey..
Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona..
İşte bu ”AŞK” …

Yine o yoldasın.. Papatya tarlasının yanından geçen..
6 Mar
Teypte eski bir Cohen şarkısı:
‘Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.
8 – 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi… Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar…
Ve yenik; ‘keşke’li cümleler gibi… Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı…
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, ‘keşke’, onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç…
Mağlubiyetin takısıdır ‘keşke’…
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.
Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte…
‘Yolunu gözlemeseydim’, ‘öyle demeseydim’, ‘terk edip gitmeseydim’, ‘en güzel yıllarımı vermeseydim’ diye diye sızlanır gider.
‘Keşke’nin panzehiri ‘iyi ki’dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.
‘Keşke’, çoğunlukla bir ‘ahhöla kopup gelir ciğerden… esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden…
‘İyi ki’ ise, muzaffer bir ‘ohhöla büyür; cüretiyle övünür.
‘Keşke’li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, ‘iyi ki’lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.
Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.
Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.
Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır ‘keşke’…
‘Şimdiki aklım olsaydı’ dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, ‘Ne derler’e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.
‘Keşke’cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.
‘İyi ki’ öyle mi ya! …
Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.
‘İyi ki’lerinizi toplayın bugün ve ‘keşke’lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir.
Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara… Rüzgarlarla koştunuz ya…
‘Keşke’leriniz, ‘iyi ki’lerden çoksa…
Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz ‘keşke’ diye nemlenmesin…
Can Dündar
6 Mar
GÜNEŞ…YILDIZ
Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim?
Zarif kardeşim benim,
Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.
,
Sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
Günümde hayret gecemde hayret istedim
Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim.
,
İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, şu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim.