Küçük Prens

Küçük Prens_1280

– Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğimiz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. “Kaç yaşında?” derler, “Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?” Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.

– İnsanın arkadaşını unutması ne acı.

– Demiştin ki: “Günde tam 44 tane gün batımı gördüğüm olmuştur.” Sonra da eklemiştin: “Biliyor musun, insan üzgün olunca gün batımının tadına daha iyi varıyor.” “Demek sen 44 gün batımı izlediğin gün pek üzgündün.” Küçük prens buna karşılık vermedi.

– Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. “Çiçeğim işte bunlardan birinde.” deriz kendi kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir. Bu mu önemli değil?

– Bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen, geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. Bütün yıldızlar çiçeğe durur.

– Yıldızlar, gözden ırak bir çiçek yüzünden güzeldirler.

– Ama ben çiçeğimi gereğince sevmek için çok küçüktüm o sıralar.

22_1280

– Vardığı gezegende bir sarhoş oturuyordu. Orada az kaldı ama büyük bir kedere kapıldı. Dizi dizi boş ve dolu şişeler arasında ses etmeden duran sarhoşa sordu: “Ne yapıyorsun?” “İçiyorum.” diye karşılık verdi sarhoş. Sesi hüzünlüydü. “Niçin içiyorsun?” “Unutmak için.” Onun durumuna üzülmeye başlayan Küçük Prens: “Neyi unutmak için?” diye sordu. Sarhoş başını önüne eğerek içini döktü: “Utancımı unutmak için.” “Neden utanıyorsun?” Küçük Prens ona yardım etmek istiyordu. Ama sarhoş kesin bir sessizliğe gömülerek konuyu kapadı: “İçmekten utanıyorum.” Küçük Prens iyice şaşırmıştı, oradan uzaklaştı. “Büyükler gerçekten çok, çok tuhaf oluyor.” diye düşündü yol boyunca.

– İçlerinde arkadaş olabileceğim tek insan oydu. Ama gezegeni o kadar küçüktü ki 2 kişi almazdı.

– Öğleden sonra saat 4’te gelecek olsan, ben saat 3’te mutlu olmaya başlarım.

– Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz, gözyaşlarını da hesaba katmalısınız.

– İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.

– Kimse yerinden memnun değildir.

– “İnsanlar arasında da yalnızlık duyulur.” dedi yılan.

– Anlıyorsun değil mi? Yol uzun. Bu bedeni taşıyamam. Çok ağır.

– Bırakılmış eski bir deniz kabuğu gibi olacak kalıbım. Eski deniz kabuklarına acınmaz ki.

– Herkesin bir yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor. Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin. Bir gün üzüntün geçince (çünkü zamanla geçmeyecek üzüntü yoktur) beni tanımış olduğuna sevineceksin. Hep dostum olarak kalacaksın. Gülmek isteyeceksin benimle birlikte. Koşup pencereyi açacaksın. Gökyüzüne gülerek baktığını gören dostların şaşacaklar. Onlara diyeceksin ki, “Evet, ne olmuş, yıldızlara bakarken gülerim ben!” Seni deli sanacaklar başına çorap öreceğim bir güzel!

– “Acaba,” dedi, “bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?”

30

On Yüz Bin Milyon Baloncuk